Ölü Teknolojiler ve QR

IMG_1705 copy copy 2 copy

Teknolojide trendlerin çok hızlı değişmesinden; bazen eş zamanlı ve aynı hedefe yönelik ürünlerle karşılaşabiliyoruz. 2000’lerin başında Mini-Disc furyası büyüyecek görünüyordu, ancak tutunamayan teknolojiler kervanına katıldı. Günümüzde hala müzik, film..vb. satın alırken -iTunes, Spotify gibi alanları tenzih ediyorum- 21.yy için gerçekten büyük, hala CD ebatlı bir teknolojiyi kullanıyoruz. Veri depolamada USB belleklere ve cloud sistemlerine alışmaya başlasak da birçok alanda bu böyle.

Bluray ve HD-DVD yarışı bu konuda önemli başka bir örnek. Belki çıktıkları dönemi hatırlarsınız; DVD’leri geliştirmek için daha net versiyonlarını piyasaya sunmaktı amaç. O dönem yeni bir oynatıcı satın alırken hangisine yönelsek diye uzun uzun düşündürürdü. Ancak yalnız biri hayatta kalıp raflardaki yerini aldı. Bu noktada Blu-Ray’in elinden tutan bir faktör vardı: Play Station. Oyun konsolu, bu daha gelişmiş disk üzerinde, yeni bir teknoloji üzerinde -satış rakamları ve yaygınlık- itibariyle belirleyici faktör oldu.

Şimdi gelelim konumuz ile bağlantısına… QR Code (karekod) olarak karşımıza çıktı, ilk bakışta kullanışlı da göründü, zira kullanışlı. Kodu oluştururken fotoğraf, yazı, kartvizit, ne isterseniz içine yerleştirebiliyoruz. Telefona yüklenmiş programınız varsa kamerayı yönelttiğinizde koda tanımlanmış içeriği size gösteriyor. Genellikle siyah-beyaz, kare, piksel piksel tatlı ama soğuk bir görsel. Muhtemelen yakın zamanda alış-verişini yaptığınız bir kartvizitin arka yüzünde veya bazı müzelerde eser açıklama kısmında görmüşsünüzdür. İster inanın ister inanmayın; kızarkadaşına çiçek gönderirken üzerinde yazı yazmak yerine QR kod göndereni gördü bu gözler. Kız çiçeği alınca “Ne yapılıyor bununla nasıl çözerim?” diyince çocuk başını duvarlara vuruyordu. Ciddi ciddi kartvizitimde olsun, web siteme yükleyeyim..vs. diyen, gönül vermiş bir kitlesi var. Ancak hedef kitleyi bulmak konusunda biraz sıkıntılı. Hedefi geçtim, kartvizitine kod bastırıp okutunca ne olduğunu, hatta kodun ne olduğunu bilmeyen genel müdürler, CEO’lar gördük. Bunda eğitim mi dersiniz, teknoloji tembelliği mi bilinmez ama aslında evet, bir nevi modern pragmatizm. ”Whatsappımı kur oğlum, kızlar gelin falcı bacıdan fal bakalım, kanka sahibinden’e acayip bi model düşmüş.” Bu replikler tanıdık geliyor biliyoruz ama karşılaştığınız kaç kişinin telefonunda QR reader uygulamalar var?

İlgi alanlarımıza yönelik binlerce uygulamadan en iyisini arayıp bulup yüklüyoruz. Ama günlük rutinimizi kolaylaştıracak icatlar konusunda üşengeçliğimiz gerçek. Müzelerde, kullanma kılavuzlarını dijitalleştirmek için ürün kutularında, kartvizitlerde, uçak biletlerinde ve bunun gibi birçok alanda bu kodların kullanımı günlük zahmetlerimizden bizi kurtaracak hamleler olacak. Peki kırılma noktası neresiydi? Şüphesiz, bu teknolojinin yaygınlaşmamasının en önemli sebebi, telefon üreticilerinin kamera uygulamalarının içine kod okuyucuyu adapte etmemesiydi.

Sonuç olarak bir yerde karşınıza çıkıp size “Nereden yükleniyordu bu yeağğ?” dedirtmesi muhtemel. Önümüzdeki yıllarda ölü teknolojiler arasında QR Code’u da sayacağız gibi görünse de; Messenger, Snapchat gibi uygulamaların arkadaş ekleme grafiklerinde çalışma prensibi aynı olan özgün kod tarayıcılarını geliştirmesi QR’ı bir süre daha sahada tutacaktır. İşte tam da bu yüzden telefonunuzda Minecraft veya Angry Birds’den kalan birkaç MB’ı bu tarz, hayati olmasa da merakınız doğrultusunda bir gün lazım olacak QR Code uygulamalarına ayırın. Siz teknolojiyi kullanarak sınırları zorlamadıkça, hayatınızda hiçbir şeyin kolaylaşmasını beklemeyemezsiniz. © 2017

Erhan Us | A.D.1644 Worldwide™ Ajans Başkanı

Standart

Fontlara Direnmek

IMG_1705 copy copy

Bugüne kadar okuduğunuz makaleleri, kitapları, hazırladığınız ödevleri gözünüzde canlandırın. İlk üç fontu sayalım: Times New Roman, Ariel, Garamond. Bir de Comic Sans var ki ekran kırdırır. En sık kullanılan ve gelenekselleşmiş fontlar bunlar; çoğunlukla size dayatılan bilgiler aktarılırken kullanılanlardan. Hatta fontlar aleminin dünya görüşleri olsaydı, en yobaz olacak fontlar. Günümüzde fark yaratmak isteyen ve sıkıcılığı farkeden bazı kuruluşlar; bastıkları kitaplarda, tasarlanan görsellerde yeşil veya rahat okunabilir başka renkler, modern yazı tipleri tercih ediyor.

Bilgisayar çağında üniversite okuduysanız çok duymuşsunuzdur: “Projeyi 12 punto Times New Roman istiyorum.” O ortamda tabii “Hocam isterseniz taş tablete kazıyalım?” diyemiyorsunuz. Ama içinizden geçen bu. [Resmi yazışma yönetmeliklerinde de standart, Times New Roman 12’dir.]

Sadece estetik kaygılar değil konu. Farkında olun ya da olmayın; okuduğunuz yazılarda ne kadar eski fontlar kullanılırsa, yazının algı eşiğinizden geçmesi konusunda direnciniz o kadar yüksektir zira görseller yaratıcılığınızı olumlu veya olumsuz, bir şekilde etkiler. En basitinden; akademisyenin, yazarların, ödev hazırlarken öğrencinin beyaz ekranla bakışması vardır. Yeni fontları kullananların geleneksel veya klasik fontlarla yazan öğrencilere kıyasla daha yaratıcı olduğu artık sır değil. Sadece okul ile sınırlandırmayalım; kabul görmesi beklenen bildiri, makale, akıcılık istenen kitaplar, tasarlanan reklamlar, her şey. Beyin, yeniyi her zaman fark eder. Her zaman gördüğü şeyi, görünmez kabullenmeye programlıdır zira.

Yine dönüp dolaşıp statükocu olmak veya olmamaya geliyoruz. İçinde bulunulan sistemi geliştirmek, katkıda bulunmak ya da “Evladım kitaptaki tanımın aynısını yazmamışsın, sıfır.” insanı olmak. Zaten bahsi geçen direnç aslında fonta değil, yeni olmayana, değişmeye direnen her şeye.

Özensiz çalışanlar, tembeller, beyni sıfır kilometre kalsın isteyen herkes o kadar alıştı ki en ufak bilgiyi aktarırken bile bunu baştan savma yapmaya. Eksik kısım şu; özensiz çalışma asla dikkat çekmeyeceği gibi fark da yaratmaz. Belki de ‘aynı’ları yazmaya, eziyetle öğretmeye, merak uyandıramamaya, ‘Şu dakikalar geçsin, beynim çalışmasa da olur’ diyenler sırtından maaş beklemeye devam etmek istiyorlardır, kim bilir? © 2017

Erhan Us | A.D.1644 Worldwide™ Ajans Başkanı

Standart